Background Image
Table of Contents Table of Contents
Previous Page  157 / 166 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 157 / 166 Next Page
Page Background

N

AMAZ

371

kolaylık ilkesinin de bir gereği olarak, sınırlı ârizî hallerde bazı istisnaî hü-

kümler sevketmiş ve ifa edilemeyen bazı ibadetlerin aynı veya başka cinsten

bir diğer ibadet ya da fiille telâfisine imkân tanımıştır. Seçimlik kefâretler,

hacca gidemeyenin yerine bedel gönderilmesi, kadınların hayız ve nifas

hallerinde namazdan muaf tutulması ve orucu da -ileride kazâ etmek üzere-

tutmamaları, hasta ve yolcunun oruç tutup tutmamakta serbest olması ve

tutmadığı oruçları diğer günlerde kazâ edebilmesi, unutma veya uyku sebe-

biyle kılınamayan namazın ilk fırsatta kılınması gibi hükümler bunun ör-

nekleri ise de bu grupta yer alan belki de en önemli istisnaî hüküm oruç

tutmaya güç yetiremeyenlerin bunun yerine fidye ödemeleridir

(el-Bakara

2/184)

. Hanefî fakihlerinin oruç yerine fidyenin ödenmesine "misl-i gayr-i

ma‘k

u

l ile kazâ" demeleri de bunun istisnaî ve kural dışı olduğunu belirtmeyi

amaçlar

(Serahsî, I, 49)

.

İbn Abbas, İbn Ömer, İbn Mes‘ûd, Muâz b. Cebel ve Seleme b. Ekva‘ın da

aralarında bulunduğu bir grup sahâbî,

"Sizden ramazan ayına yetişenler o ayda

oruç tutsun"

(el-Bakara 2/185)

meâlindeki âyet nâzil oluncaya kadar ashaptan

dileyenin oruç tuttuğunu, dileyenin de tutmayıp fidye verdiğini, bu âyet nâzil

olduktan sonra ise oruç tutmaya gücü yetenler hakkında fidye hükmünün

neshedilip yalnız hasta ve yaşlılar için bir ruhsat olarak kaldığını belirtirler

(Müs-

lim, “Sıyâm”, 149-150; Cessâs,

Ahkâmü'l-Kur'an

, I, 218)

. Bu sebeple, oruçta fidye

ile ilgili âyette

(el-Bakara 2/184)

geçen

“Oruç tutmakta güçlük çekenler” (oruca

zorlukla güç yetirenler veya güç yetiremeyenler)

kaydı ile bir sonraki âyette yer

alan ramazan ayına erişen herkesin oruç tutması emri birlikte ele alınarak, oruç

tutmaya gücü yetenlerin fidye ödemesinin câiz olmadığı hususunda görüş birli-

ğine varılmıştır. Hz. Peygamber ve sahâbenin uygulaması da bu yönde olmuştur.

Sonuç olarak, İslâm âlimlerinin ortak kabulüne göre, ihtiyarlık ve iyileşme ümidi

kalmamış hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimseler, kazâ etmeleri de mümkün

olmadığı için tutamadıkları gün sayısınca fidye öderler. Âyetin tutulamayan

orucun kazâ edilmesini değil de her bir oruç için bir fakir doyumu fidye ödenme-

sini emretmesi, burada hastalık, bünye zayıflığı, meşakkat ve yolculuk gibi geçici

bir mazeretin değil, yaşlılık ve iyileşme umudu kalmamış hastalık şeklinde de-

vamlılık arzeden bir mazeretin kastedildiği yorumuna haklılık kazandırmıştır. Bu

kimselerin, tekrar sağlığa kavuşup oruç tutabilir hale gelmeleri ümit edilmediğin-

den tutulamayan orucun, aynı cinsten bir ibadetle telâfisi talep edilmemiş, "Her

bir oruç için bir fakiri doyurma" şeklinde sosyal amaçlı, orucun mahiyetiyle de

alâkalı bir başka ibadet istenmiştir. İslâm ümmeti içinde ortaya çıkan ısk

a

t-ı

savm ve akabinde ısk

a

t-ı salât tatbikatı, temelde âyetin sınırlı mazeretler için

getirdiği bu istisnaî hüküm etrafında geliştirilen zorlama yorum ve temennilerden